İçeriğe geç
Bağımsız yayın · bir partinin resmî sitesi değildirRSS · Bağımsızlık notu
HADEPSiyaset, yerel yönetim ve toplum rehberi · arşiv
Toplum ve haklar

Bir Tabela Asmak Yetmez: Sivil Toplum Formlarını Ayıran Hukuk Duvarı

Türkiye’de bir oluşumun tabelasında ne yazdığı değil, hangi hukuk kalıbına döküldüğü belirleyicidir.

Türkiye’de bir oluşumun tabelasında ne yazdığı değil, hangi hukuk kalıbına döküldüğü belirleyicidir. Yan yana duran, aynı amaca hizmet ediyormuş gibi görünen iki yapı bambaşka anayasal güvencelere, denetim rejimlerine ve yükümlülüklere tabi olabilir. Dernek ile vakıf arasındaki fark, sadece kuruluş kolaylığında değil, örgütlenme mantığının kökündedir: biri insanların bir araya gelmesiyle, diğeri mal varlığının bir amaca özgülenmesiyle doğar. Sendika ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ise kendilerine özgü anayasal statüleriyle bambaşka koridorlarda yürür.

Dernek Kişi Topluluğudur, Vakıf Mal Topluluğu

Türk Medenî Kanunu ayrımı net çizer. Dernek, “kazanç paylaşma dışında belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları, tüzel kişiliğe sahip kişi toplulukları”dır. Vakıf ise “gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal toplulukları”dır. İlk cümlede insan, ikincisinde mal varlığı vardır.

Bu ayrımın sonucu so muttur. Bir derneğe üye olunur, üyelikten çıkılır; yönetim kurulu üyeler tarafından seçilir. Vakıfta ise üyelik yoktur, kurucu iradesi ve özgülenen mal varlığı vardır. Vakfın yönetim organı, kuruluş senedinde belirlenen esaslara göre şekillenir; organın meşruiyeti üyelerden değil, vakıf senedinden ve denetim makamının onayından gelir. Pratikte sık yapılan bir hata, “vakıf üyesi” ifadesidir. Hukuken böyle bir şey yoktur. Vakıfta bağışçı vardır, yararlanıcı vardır, mütevelli heyeti vardır; ama üye yoktur.

Anayasa’nın 33. maddesi her ikisine de aynı çerçeveyi çizer. Herkesin önceden izin almaksızın dernek kurma, derneğe üye olma ve üyelikten çıkma hakkına sahip olduğunu, kimsenin derneğe üye olmaya veya üye kalmaya zorlanamayacağını düzenler. Aynı hükümler vakıflar için de geçerlidir. Sınırlama sebepleri de ortaktır: millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık, genel ahlâk ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması. Bu sebeplerle ve ancak ka nunla sınırlama getirilebilir.

Sendika: Çalışanın Değil, Çalışanların ve İşverenlerin Örgütü

Sendika denince akla yalnızca işçi gelir. Anayasa’nın 51. maddesi ise hiç tereddüte yer bırakmadan “çalışanlar ve işverenler” der. Ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme hakkı, işin her iki yakasındakilere de tanınmıştır.

Buradaki kritik nokta, sendika üyeliğinin çifte korumaya sahip olmasıdır. Anayasa hem örgütlenme serbestisini tanır hem de zorla üye yapma veya üyelikten çıkmaya zorlama yasağını ayrıca hükme bağlar. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz. Bu, dernek özgürlüğünün dahi bu kadar açık ifade edilmemiş bir boyutudur.

Aynı görünüşteki iki yapıdan biri sendika, diğeri dernek olabilir. Farkı belirleyen amaçtır. Sendika, üyelerinin ekonomik ve sosyal çıkarlarını korumak için toplu iş sözleşmesi yapma yetkisine sahiptir. Derneğin böyle bir yetkisi yoktur. İkisi de üye aidatı toplar, ikisi de yönetim kurulu seçer, ikisi de faaliyet raporu yayınlar. Ama biri grev kararı alabilir, diğeri alamaz. Hukuki rejim benzerlik göstermez.

Meslek Kuruluşu: Kamu ile Özel Arasındaki Melez Statü

Oda, birlik, baro: bunlar sıradan sivil toplum örgütü değildir. Anayasa’nın 135. maddesi, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının kuruluşunu özel olarak düzenler. Kuruluş kanunla olur; organlar kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullerle ve yargı gözetimi altında gizli oyla seçilir. Bu, dernek genel kuruluna hiç benzemeyen bir meşruiyet zinciridir.

Bir meslek odasına üyelik, kural olarak zorunludur. Serbest muhasebeci mali müşavir olmak için odaya kayıt zorunludur; avukatlık yapmak için baroya. Bu zorunluluğun karşılığı, odanın kamu yetkileriyle donatılmış olmasıdır. Mesleğe kabul, disiplin, sicil tutma, asgari ücret tarifesi belirleme gibi yetkiler, odayı idarenin bir uzantısı hâline getirir. Anayasa Mahkemesi içtihadında da bu kuruluşların “kamu hizmeti” gördüğü defalarca vurgulanmıştır.

Dolaayısıyla “oda bir STK’dır” demek, hukuku ıskalamaktır. Oda özel kamu rejimine tabidir. Aidat ödememek, idari yaptırıma bağlanır. Dernekten istifa edip çıkmak basit bir irade beyanıyken, odadan ayrılmak ancak mesleği bırakmakla mümkündür.

Kooperatif: Ortak İhtiyaçtan Doğan Ekonomik Örgütlenme

1163 sayılı Kooperatifler Kanunu ile 4572 sayılı Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanun, kooperatifi ayrı bir dünyaya yerleştirir. Burada amaç sivil toplum değil, ortakların ekonomik menfaatlerini karşılıklı yardım ve dayanışma yoluyla korumaktır. Ticaret Bakanlığı’nın kooperatifçilik mevzuatı sayfasında yalnızca bu iki kanun temel mevzuat olarak listelenir.

Kooperatif bir şirket değildir; kâr amacı gütmez, ortak ihtiyacı karşılamak için işletme kurar. Ama bir dernek veya vakıf da değildir. Ortagın kooperatife koyduğu sermaye payı vardır, dönem sonunda risturn alabilir. Yönetim, ortakların oy hakkına dayanır. Dernekte oy hakkı kişi başınadır; kooperatifte ise paya göre değişebilir. Bu ikisi arasındaki ince fark, vergilendirmeden iflasa kadar uzanan bir sonuç zincirini tetikler.

Kamuyla İlişki: Sivil Olmak Temassızlık Demek Değildir

Dernek ve vakıfların kamu kurumlarıyla ilişkisi, 5072 sayılı Kanun’la ayrıca düzenlenir. Kamu kuram ve kuruluşlarını, kamu hizmetlerini veya personelini desteklemek üzere kurulan dernekler ile Türk Medenî Kanunu’na göre kurulan vakıflar ve bunların kamu kuram ve kuruluşları ile ilişkileeri, özel bir rejime tabidir. Bir vakıfın, bir bakanlığın personelini desteklemesi, derneğin kamu hizmetine yardımcı olması, kendiliğinden bir kamu statüsü kazandırmaz; ama ilişkinin hukuki çerçevesini bu kanun çizer.

Aynı şekilde, 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun 1. maddesi, yalnızca dernekleri değil; dernek şube veya temsilcilikeri, federasyonlar, konfederasyonlar, yurt dışu merkezli dernek ve vakıflar ile diğer kâr amacı gütmeyen kuruluşların Türkiye’deki şube veya temsilcilikerini de kapsar. Yani bir yabancı sivil toplum örgütünün Türkiye ayağı dahi bu kanunun yasak ve izne tâbi faaliyetler, yükümlülükler ve denetim hükmü altındadır. Denetim, İçişleri Bakalığı’nın yetki alanındadır; vakıflar için Vakıflar Genel Müdürlüğü devreye girer. Kooperatif Ticaret Bakanlığı’nca, meslek kuruluşu ise ilgili bakanlık veya kamu tüzel kişiliğince denetlenir. Denetçi değişir, rejim değişir.

---

Bir yapıyı sınıflandırırken tabelasına bakmak yanıltıcıdır. Asıl sorular şunlardır: Üyelik mi var, mal varlığı mı? Üye olmak zorunlu mu, isteğe bağlı mı? Ortada bir işletme var mı, yoksa salt faaliyet mi? Denetim İçişleri Bakanlığı’nda mı, Ticaret Bakanlığı’nda mı, yoksa yargı gözetiminde mi? Platform adı altında faaliyet gösteren yapılara gelince: Türk hukukunda “platform” bağımsız bir tüzel kişi türü değildir. Genellikle dernek, vakıf, şirket veya adi ortaklık biçiminde kurulur. Bu boşluk, aynı isim altında çok farklı rejimlere tabi oluşumların ortaya çıkmasına yol açar.

Genel bilgidir; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Mevzuat değişebilir, başvuru yapacağınız kurumun güncel duyurusunu esas alın.

Sunucu, ziyaret sayımı için iki birinci taraf çerez bırakır: mz_src ve mz_vid. Reklam veya üçüncü taraf çerezi yoktur. Tarayıcı ayrıca bu bildirimi kapattığınızı hatırlar. Ayrıntılar