İçeriğe geç
Bağımsız yayın · bir partinin resmî sitesi değildirRSS · Bağımsızlık notu
HADEPSiyaset, yerel yönetim ve toplum rehberi · arşiv
Toplum ve haklar

Türkiye’de Kadın Kotası: Kanunun Sustuğu Yerde Parti Tüzükleri Konuşur

Anayasa’nın 10. maddesi “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir” der, devlete de bu eşitliği yaşama geçirme yükümlülüğü yükler. 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 4.

Fotoğraf: First female MPs of the Turkish Parliament (1935)
Fotoğraf: First female MPs of the Turkish Parliament (1935) · The original uploader was Kemalist Yurtsever at English Wikipedia. · Public domain · Wikimedia Commons

Anayasa’nın 10. maddesi “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir” der, devlete de bu eşitliği yaşama geçirme yükümlülüğü yükler. 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 4. maddesi de benzer bir çerçeve çizer: partiler kadınlarla erkeklerin eşitliğini gözetmekle yükümlüdür. Ancak bu iki metin tek başına bir kotayı zorunlu kılmaz. Türkiye’de kadın kotası denilen şey, sandıkta görünen bir oran olmaktan çok, aday listesinin hangi sırasına kimin yazıldığında düğümlenir. Yani mesele “kaç kadın” sorusundan önce “nerede yer aldıkları” sorusudur. İşte bu yüzden kotayı türlerine ayırarak okumak, ezberi bozmak için ilk adımdır.

Kanunda Ne Var?

1983’te kabul edilip 24 Nisan 1983’te Resmî Gazete’de yayımlanan 2820 sayılı Kanun, partilere kadın-erkek eşitliği gözetme yükümlülüğü getirir. Bu, parti tüzüklerine yazılabilecek genel bir ilke niteliğindedir amma bir yaptırıma bağlanmamıştır. Anayasa’nın 10. maddesi ise “Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür” ifadesiyle daha iddialı bir söz verir. Gel gör ki Anayasa Mahkemesi’nin mevzuat sayfasında yer alan bu metin, yasama meclisi için ayrıca bir kota oranı tarif etmez. T BMM tutanakları da bunu doğrular: 21 Mart 2012 tarihli komisyon tutanağında, kotanın yasama meclisi için anayasanın 1.0 maddesine rağmen zorunlu kılınmadığı, bunun bir tercih olarak bırakıldığı açıkça belirtilir. Yani kanun, partilere “istediğiniz kadar kadın aday gösterin” diyebilecek bir zemin sunar; “şu kadar göstermek zorundasınız” demez.

Bu boşluğun ne anlama geldiğini anlamak için tek bir cümle yeter: 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nda veya 2972 sayılı Mahalli İdareler Kanunu’nda bugün itibarıyla kadın kotası, aday listesi sıralaması ya da rezerv koltuk gibi mekanizmaları zorunlu kılan açık bir hüküm mevcut değildir. Yürürlükteki seçim hukuku, kotayı partilerin insiyatifine bırakmış durumdadır.

Zorunlu Kota mı, Gönüllü Kota mı?

Bu sorunun cevabı, 9 Mart 2021’de TBMM’ye sunulan bir kanun teklifinde saklı. Teklif, 820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu ve 20972 sayılı kanunda değişiklik öngörüyordu. Hedef şuydu: milletvekilliği genel ve ara seçimleriyle yerel seçimlerde yüzde 50 kadın kotası uygulamak ve bunu “fermuar yöntemi”yle desteklemek.

TBMM kayıtlarında fermuar yöntemi, birbirini izleyen iki adayın aynı cinsiyetten olmaması esası olarak tanımlanıyor. Yani liste bir kadın, bir erkek, bir kadın, bir erkek diye sıralanacak. Teklife eklenen bir diğer madde ise doğrudan adayın cebine dokunuyordu: Kadın aday adaylarından alınan aidat dörtte bire indirilecek, mali gücü yetersiz kadın adaylar parti giriş aidatından muaf tutulacaktı. Bu, kotanın sadece sayı değil erişim meselesi olduğunu gösteren somut bir düzenleme notudur.

Ancak teklif, teklif olarak kaldı. Yürürlüğe girmedi. Dolayısıyla Türkiye’de bugün için kanuni, yaptırıma bağlı, yüzde 50 gibi bir zorunlu kadın kotası yoktur. Olan, partilerin kendi tüzüklerine yazdıkları gönüllü oranlardır. Bu da bizi asıl meseleye, liste kotasına getirir.

Liste Kotası Nasıl Çalışır?

Bir partinin “adaylarımızın yüzde 30’u kadın olacak” demesi kulağa iyi gelir. Ama o yüzde 30’un listede nereye yazıldığı, seçim gecesi sandıktan kaçının vekil çıkacağını belirler. Eğer kadın adayların tamamı seçilmesi imkânsız alt sıralara yerleştirilmişse, kota tabelada kalır, Meclis’e yansımaz. TBMM tutanakları da kotayı tam olarak böyle tarif eder: seçimle ya da atamayla oluşan karar organlarında belirli bir oranın altına düşmemek için kullanılan yöntemler bütünü.

İşte fermuar yöntemi burada devreye girer. Liste başından sonuna kadar kadın-erkek sıralamasını dönüşümlü hale getirmek, sadece sayıyı değil seçilebilir sırayı da garanti altına almayı amaçlar. 2021 teklifi bu açıdan önemlidir çünkü “yüzde 50” ile yetinmez, “nerede” sorusuna da cevap vermeye çalışır. Bu yöntem şu an yürürlükte değildir, sadece bir teklif metninde yer alır.

Rezerv koltuk gibi başka mekanizmalar ise Türkiye’de yürürlükte bir seçim hukuku aracı olarak tanımlanmış değildir. Ne YSK’nın bu konuda özel bir genelgesi, ne de TBMM’de bu yönde bir düzenleme vardır. YSK arşivinde kadın kotası, aday listesi sırası veya cinsiyet dengesi hakkında özel bir karar olup olmadığı ise taramaya muhtaçtır; bugün için açık bir metin yoktur.

Parti Kuralları Nasıl Okunur?

Bir siyasi partinin tüzüğünde “kadın kotası yüzde 33’tür” yazabilir. Bu cümle tek başına bir anlam ifade etmez. Okuyucunun bakması gereken üç şey vardır. Birincisi, bu oran hangi organ için geçerlidir: ilçe yönetimi mi, genel merkez mi, milletvekili aday listesi mi? İkincisi, liste sıralamasına ilişkin bir hüküm var mıdır; fermuar, sıra garantisi ya da seçilebilir yer şartı getirilmiş midir? Üçüncüsü, kota ihlal edildiğinde ne olur; tüzükte bir yaptırım var mıdır, yoksa bir “temenni” olarak mı bırakılmıştır?

Parti tüzükleri ve iç yönetmelikler genellikle kamuoyuna açıktır ancak fiili uygulama, aday belirleme sürecinde merkez yoklamasıyla şekillenir. Bu da demektir ki ne kadar iyi yazılmış bir tüzük maddesi olursa olsun, liste hazırlanırken kadın adayların seçilebilir sıralara konulup konulmadığı apayrı bir siyasi tercihtir. Yasal metinle parti içi uygulama arasındaki bu boşluk, temsil meselesinin belki de en net görüldüğü yerdir.

Yasal Metinle Yorum Arasındaki Fark

Anayasa Mahkemesi’nin yayımladığı Anayasa metni ile TBMM tutanaklarındaki eşitlik dili, prensipte sağlamdır. Devletin eşitliği yaşama geçirme yükümlülüğü açıktır. Ancak TBMM’nin 2012 tarihli komisyon tutanağında ilginç bir nüans belirir: Orada, Türkiye için “kadın kotası” ifadesi yerine cinsiyetler arasında belli bir temsil farkını aşmama hedefi tartışılır. Bu dil tercihi bile, kotanın hukuki bir zorunluluktan çok siyasi bir denge arayışı olarak görüldüğünü ele verir.

Somut seçim kuralı ile Anayasa’nın soyut eşitlik vaadi arasındaki bu boşluk, üzerinde ısrarla durulması gereken bir konudur. Çünkü ne zaman ki bir parti seçime girer, Anayasa’nın 10. maddesi sandığa yansımaz; sandığa yansıyan, o partinin hazırladığı listedir. İşte tam da bu yüzden, Türkiye’de kadın kotası dendiğinde duyulması gereken ilk soru “yüzde kaç” değil, “listenin neresinde”dir.

Asıl mesele oran değil, yerleştirme kuralıdır.

Genel bilgidir; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Mevzuat değişebilir, başvuru yapacağınız kurumun güncel duyurusunu esas alın.

Sunucu, ziyaret sayımı için iki birinci taraf çerez bırakır: mz_src ve mz_vid. Reklam veya üçüncü taraf çerezi yoktur. Tarayıcı ayrıca bu bildirimi kapattığınızı hatırlar. Ayrıntılar